9 Mart 2017 Perşembe

Çıfıt Çarşısı

Balat Çıfıt Çarşısı

Çıfıt Çarşısı, TDK sözlüğünde "türlü şeylerin karmakarışık bir durumda bulunduğu yer" olarak açıklanmış. Günümüz Türkçesinde -genç kuşağın pek bilmediği bir mecaz olmasına rağmen- eski kuşak İstanbullular tarafından bir yerin ya da mekânın dağınık durumda olduğunu belirtmek için hâlâ kullanılmakta. 

Etimoloji sözlüğü "çıfıt" sözcüğünün Farsça "cuhūd/cihūd" ve İbranice "yhūd" kökeninden geldiğini yazıyor. Her iki dilde de Yahudi anlamına gelen sözcük zamanla Türkçede çıfıt olarak kullanılmaya başlanmış. 

Eminönü'nde, Yeni Cami'nin hemen arkasında bulunan Bahçekapı semtinin adı, Bizans'ın deniz surlarının Haliç'e açılan kapılarından biri olan Bahçe Kapısı'ndan gelmektedir. Osmanlı döneminde sadrazamlığa terfi edenlerin saraya giderken törenle geçtikleri bir kapı olmasının yanı sıra, akşamları şehir kapıları kapandıktan sonra geç kalanların şehre girdikleri kapı olarak da biliniyor "Bahçe Kapısı". Bizans döneminde çevresindeki nüfusun çoğunluğunu Museviler oluşturduğundan, "Porta Hebraica" ya da "Porta Judeca" olarak adlandırılmış. Porta Judeca'yı Osmanlıların "Çıfıt Kapısı" olarak adlandırması ve Musevilerin yoğun olarak yaşadıkları yerleşim bölgelerine "Çıfıt" adının yakıştırılması yine bu cihūd/çıfıt ses benzerliğinden olmalı. 

Osmanlı döneminden başlayarak 1950'lere kadar Yahudilerin pazarcılık alanında oldukça faal oldukları, hemen her gün farklı semtte kurulan pazarlarda tezgâh açmalarının yanı sıra, civar kasabaları da dolaşarak ürünlerini pazarladıkları biliniyor. Birbirinden oldukça farklı her türden eşyanın satıldığı tezgâhlarında, ilaçtan kumaş boyasına, kapı menteşesinden sülük kavanozuna kadar, diğer çarşılarda bulunamayan kullanılmış ya da yeni eşyayı bulmak mümkündü. Karmakarışıklığı ya da dağınıklığı ifade etmek için kullanılan çıfıt çarşısı deyimi belki de bu tezgâhlardaki ürün çeşitliliğinden geliyordur.

Balat, hiç şüphesiz ki İstanbul'un en ilginç semtlerinden biri. Olur da bir gün yolunuz düşerse, Balat'ın Çıfıt Çarşısı'na ve özellikle, şekerciden ayakkabı tamircisine, kasaptan fırına, eczaneden terziye, aynacıdan nalbura kadar daha pek çok ilginç dükkanı bir arada bulabileceğiniz Leblebiciler Sokağı'na uğramayı ihmal etmeyin.

İstanbul'un Kapanları - Unkapanı, Yağkapanı, Balkapanı

Eminönü'nden bahsetmişken, Osmanlı dönemi "emin"lerinden ve eski İstanbul'un "kapan"larından da söz etmeden yazıyı bitirmeyelim.

"Kapanlar", İstanbul'a gelen, özellikle zahire (Gerektiğinde kullanılmak için saklanan tahıl, aşlık) türünden ihtiyaç maddelerinin ölçüm, fiyatlandırma ve dağıtımının yanı sıra, alım-satımlarının da yapıldığı toptancı halleriydi. Farsça "ḳappān" (Ağır yükler için kullanılan tek kollu büyük terazi, kantar) sözcüğünden Türkçeye "kapan" olarak girdiği biliniyor.

Kapanlar, içinde satılan malların türlerine göre anılmaktaydı. Böylece bir tartı aletinin adı olmaktan çıkıp günümüzün toptancı hallerine veya zahire borsalarına benzeyen yerlerin adı olmuştur. Bu kapanların en büyükleri Unkapanı (Eminönü), Yağkapanı (Galata, Perşembe Pazarı) ve Balkapanı (Tahtakale) olarak biliniyor. Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi "emin"lere ait olduğundan, Eminönü semtinin adını burada bulunan "Gümrük Eminliği"nden aldığını da belirtelim.

Bugün artık yerinde olmayan Eminönü'ndeki ahşap Gümrük Eminliği binasına, Thomas Allom'un 1800'lü yılların İstanbul'unu anlatan "İstanbul Manzaraları" adlı seyahatnamesinde, ressam Coke Smith'in çizdiği "Yeni Cami ve Gümrük Eminliği" isimli gravüründe rastlıyoruz.
 

Yeni Cami ve Gümrük Eminliği - Coke Smith

Kaynakça: 
Beki B. Bahar, Bir Zamanlar Çıfıt Çarşısı 
Thomas Allom, Robert Walsh, İstanbul Manzaraları
www.etimolojiturkce.com

3 yorum: